DOLAR 7,3211
EURO 8,6323
ALTIN 478,53
BIST 9,5681
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Parçalı Bulutlu

VRKSASANA, CLEO’NUN RUHU ve CUARÓN’UN BİLGELİĞİ: ROMA

Arzu Arda Deger
"Perde büyülü bir dünyadır. Öyle bir gücü vardır ki, duyguları başka hiçbir sanat formunun yanına bile yaklaşamayacağı bir şekilde ortaya çıkarır" Stanley Kubrick

Meksika’da 70’li yıllardaki öğrenci isyanlarını bastırmak için hükümet tarafından desteklenen paramiliter grup Los Falcones’in askeri eğitim çalışmalarından birindeyiz. Sahnemizin merkezindeki şahsiyet Profesor Zovek, birazdan bize “Vrksasana” duruşunu gösterecek, ama bunun hemen öncesinde bazı yaşam felsefelerini aktarıyor;

“Her insanın antrenmanla geliştirilebilen müthiş bir potansiyeli vardır, ama daha önemlisi bu potansiyele zihin ve ruhun evrimiyle erişebilmektir. Potansiyelinizi geliştirebilirsiniz, ancak bir mucize beklemeyin. Tek gerçek mucize sizin iradenizde saklıdır. Zihin, vücudu çalıştıran motordur. Şimdi sırada bir hareket var, bu hareket için bedeninizi ve zihninizi tamamen odaklamalısınız. (buraya dikkat!) Sadece lamalar, dövüş sanatı ustaları ve bazı müthiş sporcular bunda ustalaşabilmiştir.”der, sonra genç bir askeri çağırıp elindeki bandanayla gözünü bağlamasını söyler. 

 

 

Bahsi geçen bu sahne, Alfonso Cuarón’un son başyapıtı Roma filminden. Bu yazımda, bu sahneyi son bir buçuk senedir benim de yapmaya çalıştığım Yoga pratiği ve felsefesi açısından irdelemeye çalıştım.

İlk izlenim olarak Prof.Zovek’i, Alfonso Cuarón’un kendi yansıması olarak düşündüm. Belki filme dair vermek istediği mesajın elçisi olarak seçmiştir, o dakikaya kadar filmden sıkılmış ya da “bir şey anlamamış” olanlara sesleniyordur filmdeki replikleriyle;

 Ne oldu, hayal kırıklığına mı uğradınız? Ne bekliyordunuz? Havada mı uçacaktım? Uçak mı kaldıracaktım? Olağanüstü bir şeye tanıklık ediyorsunuz. İnanmıyor musunuz, deneyin o zaman!”

Dışarıdan çok kolay ve basit görünen herhangi bir şeyin aslında hiç de öyle olmadığını bize anlatan enfes bir sahne; gösterdiği hareketi yapmaya çalışırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Zaten o sahnedeki erkek, kadın, çocuk kim varsa deniyor, ama yapamıyor. Halbuki daha beş saniye öncesinde gruptaki erkeklerle, arkadaki seyirci kadınlar “bu adam ne yapıyor, ne diyor böyle” gibisinden şaşkınla bakışıp, gülüşmüşlerdi. Filmin en çarpıcı planlarından biri tam da bu sırada geliyor; Vrksasana ‘yı sadece Cleo’muz tek seferde, hem de zorlanmadan yapıyor! Zovek’in “Sadece lamalar, dövüş sanatı ustaları ve bazı müthiş sporcular bunda ustalaşabilmiştir” tezini çürütürcesine!

Aslında Prof. Zovek elbette haklı, burada farketmemiz gereken şey naif Cleo’nun zihnini ve ruhunu zaten kendi iç dünyasında evrimleştirmiş olduğu. Sahip olduğu dinginliği de pekala buradan geliyor. Cleo için önemli bir kırılma noktası olabilir, zira bebeğinin akıbetine dair içine gireceği duygu durumun henüz başlangıcındayız sanki. Çünkü birazdan bebeğinin babası olan o gerizekalı Fermin ile iğrenç bir konuşma yapacak! Yogada hem hocalarımdan, hem de deneyimleyerek öğrendiğim bir şey var; ne sporcu olmanız, ne yaşınız, ne kilonuz, ne hırsınız bu asanaları yapmakta etken unsur! Hazır olma halidir yoga; nefesini doğru kullanma, kendi içine dönme, kendini arama, farkında olma ve nihayetinde kabullenme… Bu zaten Cleo’nun özü değil mi?

 

 

 

Pekiyi bu Vrksasana nedir?

“Ağaç duruşu” denilen bu pozun mitolojide şöyle bir hikayesi mevcut;

Şeytan Kral Ravana, Sita’yı kaçırıp onu Lanka’ya getirdiğinde Sita’nın, diğer tüm kadınlar gibi ona aşık olacağını düşündü. Yakışıklı, kuvvetli, zengin ve güçlüydü. Teklif ettiği şeylerden hiçbirini Sita kabul etmedi, hatta kendisinin “baş karısı” olmayı bile.

“Ben senin esirinim, misafirin değil ve hiç bir zaman senin kadının olmayacağım. Ben Rama’nın karısıyım ve o beni bulacak. Bulduğunda ise beni hiç bir zaman görmemiş olmayı dileyeceksin.” dedi.

“Ben cömert bir adamım” diye cevap verdi Ravana. “Her gün sana beni kabul etmeni teklif edeceğim. Bir yılın var. Sonra hala reddediyor olursan seni pişirip yiyeceğim.”

Sarayın dışında, Ashoka ağaçlarından oluşan bir koru vardı. Ashoka ağaçları Hint folkloründe sevginin sembolüdür. Ayrıca onlar kuvvetli tıbbi maddeler içeren şifacılardır. Sita bu ağaçların altında, Ravana’nın hizmetlileri, kadınları ve türlü şekildeki canavar gardiyanları ile birlikte yaşadı. Gardiyanlara Sita’ya fiziksel zarar vermemeleri emredilmişti, fakat onu ruhen yıkmaları için psikolojik yöntemler kullanabilirlerdi. Sita’ya, kocası Rama’nın onu asla bulamayacağını, bulsa bile Lanka’nın büyüyle de korunan zapt edilemez bir ada-kale olduğunu söylediler. Ona, Ravana’nın hareminde konforlu bir yaşamın olduğunu, tatmin olmuş yüz karısının bunun kanıtı olduğunu, sonuçta ne de olsa buradan canlı bir şekilde çıkamayacağını hatırlattılar.

Fakat Sita sırtını Ashoka ağacına yaslayarak oturdu, yavaş nefesler aldı ve bekledi. Zihnini Rama’ya tek-noktasal odaklayarak yoğunlaştırdı. Her düşüncede, her nefeste, kalbinin her atışında “Rama… Bul beni. Rama. Rama” dedi. Sevgisini ve özlemini ağaçlara gönderdi ve yapraklarının Rama’nın ismini atmosfere yaydığı hayal etti. Sita, Bhumi Devi’nin , toprağın ta kendisi, kızıydı ve her zaman köklenmiş, büyüyen şeylere yakınlık hissetmişti. Ashoka ağaçları sessizce Sita’ya: “Dingin kal küçük kız kardeşimiz. Bizim gibi sakin ve metanetli ol. Mevsimler değişir biliyoruz. Bu esaret sonsuza kadar değil. Metanetli ol ve Rama’yı hatırla.” dediler.

 

 

                                                                  “Ağaçlar insanlığın kız kardeşidir” 

                                                                                                    İbnü-l Arabi

 

Bu asana ile ağaç formunu alarak köklendiğimizi ve bir ağaç kadar güçlü olduğumuzu hissederiz. Ağaçlar sabırlıdır; gün ve gecenin, iklim ve mevsimin değişimlerine, yağmura, fırtınaya, kara, güneşe karşı sağlam durarak sessizce ve uzun yıllar yaşayabilirler. Gölgesiyle başkalarına da fayda sağlarlar. Bir ağacı sallamak kolay değildir, tek bir balta darbesiyle devrilmez hiçbir ağaç. Yapraklarını döktüğü gibi yeniden yeşermesini de bilir, kendi toprağından beslenerek göğe uzar. Ve Roma’da bu, elbette Cleo’dur…

Yara aldığınızda, yaşamın içerisinde dengeniz sarsıldığında Ashoka ağacını hatırlayın, Cleo’yu hatırlayın; köklerinizin ne kadar kuvvetli olduğunu, pes etmeden devam etmeniz gerektiğini ve sizdeki enerjinin aslında kendinizle birlikte etrafınıza da şifa olduğunu…

Namaste

 

“Bazen ağaçların benim hakkımda çoğu insanın anlayamadığı şeyleri anlayabildiği duygusuna kapılıyorum.”

“Film yapmak istiyorsam eğer, kendi toprağımdan beslenen bir ağaç olmalıyım.”

Abbas Kiyarüstemi

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.