DOLAR 5,7845
EURO 6,3850
ALTIN 271,5
BIST 108.869
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Hafif Yağmur

VARLIK VE SENTEZ

İnsanlar korkularının esaretinden kurtulursa özgür olur. İçsel korkularımız, psikolojik olarak, ölüm korkusu, yarın ne olacağım endişesi, dünyada yalnızlık korkusu, hiçlik duygusu vb. İnanç bu boşlukları dolduran en önemli manevi alandır. Bazıları da bilgi ile korkulardan kurtulacağı görüşünü savunmaktadır. Bilgi sonsuz ve çok derin olduğu için bu da yeterli olamamaktadır. İkinci korkumuz sosyolojik korkumuz, siyasi ve iktisadi korkulardır. İktisadi korkulardan sosyal adaletle, siyasi korkulardan ise tam demokratik yönetimle kurtulabilmek mümkündür. İnsanın özgürlüğü için bu üç sistemi; sosyal adaleti (liberal sosyalizmi), tam demokrasi ve ahlaki dürüstlüğü birleştirmek zorundayız. Vicdanı hür, irfanı hür, fikri hür insanlar yetiştirebilmek için mevcut yönetim anlayışımızı, bu korkulardan kurtulabilecek yeni çağdaş bir sisteme dönüştürmeliyiz. İnsanlar hata yapmaktan değil hatalarını düzeltememekten korkmalıdır. İnsan hata yaparak yanlışlarla doğruya ilerler ve en güzel olana ulaşır.

İsa bir gün Zeytin Dağı’na çıkmış. Ertesi sabah erkenden yine tapınağa dönmüş. Bütün halk O’nun yanına geliyormuş. O da oturup onlara öğretmeye başlamış. Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirmişler. Kadını orta yere çıkararak İsa’ya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı” demişler. “Musa, Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?” Bunları İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlarmış; O’nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlarmış. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyormuş. Aynı soruyu sormaları üzerine doğrulmuş ve, “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” demiş. Sonra yine eğilip, toprağa yazmaya devam etmiş. Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bırakmışlar. Kadın ise orta yerde duruyormuş. İsa doğrulup ona, ‘’Nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sormuş. Kadın, “Hiçbiri, Efendim” demiş. İsa, “Ben de seni yargılamıyorum” demiş. “Git, artık bundan sonra günah işleme!” Dünyadaki hiçbir insan masum ve suçsuz değil, her insanın eksikleri, yanlışları ve hataları olabilir.

Dünyada her şey orantılı olarak sentezlerden oluşmuştur. İnsan tüm elementleri belirli oranlarda bulundurur. Hayat evrendeki her şeyi sentezlemiştir. Dünya, evrenin hayat imkanı bulunan en dengeli karmasıdır. İnsan dünyanın birebir sentezidir. İnsan da doğadaki tüm özellikleri sentezle hayatına almaktadır. Bilgi sentezle birikir ve yücelir. Ama bu sentezin sürekli temizlenerek yenilenmesi gerekmektedir. Hiçbir şey tek başına bir şey ifade etmiyor. Tüm ideolojilerin bir gerçeklik ve doğru tarafı var ama insan sadece bir ideoloji ile kendini boyundurluk altına almaktadır. İdeolojilerin esiri ve kulu haline gelmektedir. Oysa bütün gerçek ve gereklilikleri insan için önceliklediğimizde fikirleri ve ideolojileri de sentezlediğimizde birileri, bir grup, bir zümreyi üstün ve diğerlerini onun altında teba olarak görmez, insan olduğu ve her zaman kamu yararı öncelendiğinde güçlerimizi birleştirdiğimizde gizlenen sorunların sorunları, çözerek açabildiğimizi önümüzü aydınlatacağı gerçeğine ulaşacağız. İnsanlar da bir araya geldiğinde yalnız kalmadığında önce aile, sonra huzurlu tolum oluşturmaktadır. Her şeyin sentezini hassasiyetle sağlamalıyız. Toplum olmanın kurallarını bir arada yaşamanın gerekliliğini bilimsel ve ahlaki temellerini herkes için düşünerek sentezleyerek kurmalıyız.

Emeğin ve sermayenin karşılıklı mücadelesinde çok ezeli çatışma vardır ve kaçınılmazdır. Bu ikisini savaşmadan denge içerisinde tutabilmek belki de hayatın da mücadelesi ve özetidir. İnsan gücünün, bir merkez olarak düşmanca sömürülmesiyle haksızlık yapılması, sermayenin aslında kamuya ait değerleri tek elde biriktirmesiyle gücün dağıtılamaması ya da adaletli yatırımlara dönüştürülememesi ile şımarıklaşan yapıya dönüşmesi, kontrolsüzlüğün oluşturduğu kaosu kaçınılmaz kılmaktadır. Emek ve sermayenin dengeli şekilde sentezleyecek birbirini düşman değil de birbirine muhtaç iki farklı kardeş gibi samimi şekilde bir arada yaşamasını temel hukuk kuralları ile mümkün kılacak çatışmayı önleyebilecek bir hakemlikle denge sağlanacak ilkeleri kurmalıyız.

ETİKETLER: , ,
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR

YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)