DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

“PALYAÇOSUZ BİR KOMEDİ, KÖTÜ ADAMSIZ BİR DRAM”: PARAZİT

Arzu Arda Deger
"Perde büyülü bir dünyadır. Öyle bir gücü vardır ki, duyguları başka hiçbir sanat formunun yanına bile yaklaşamayacağı bir şekilde ortaya çıkarır"   Stanley Kubrick

2019 Cannes Film Festivali’nde En İyi Film seçilen Gisaengchung/ Parasite /Parazit , Boon Joon-Ho ‘nun yedinci uzun metrajı olmasının yanı sıra, Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan ilk Kore filmi.

 

Boon Joon-ho , The Host (Yaratık), Snowpiercer (Kar Küreyici) ve Okja ile hayran kitlesini arttırsa da daha çok Madeo (Ana) ve Salinui Chueok (Memories of Murder/ Cinayet Günlüğü) filmleriyle kemik hayran kitlesini oluşturmuştu. Bu iki film benim de, yönetmenin filmografisinde gerçekten çok sevdiğim filmler. Parazit, Altın Palmiye kazandığından beri yılın en çok konuşulan filmlerinden biri, Güney Kore’de tüm gişe rekorlarını kırarak Temmuz ayında toplam 10 milyon izleyiciyi aşmış.

Türkiye’deki seyircisiyle de ilk kez FilmEkimi’nde buluşan Parazit, 1 Kasım Cuma günü vizyona giriyor. İzleyenlerce de öyle çok beğenildi ki, ‘başyapıt’, ‘şaheser’ diye tanımlayanlar bile oldu! Benim bir filme bu sıfatları takabilmem o kadar kolay olmuyor, ne yalan söyleyeyim. Sanırım ‘şaheser’ dediğim son film Roma olmuştu, pişman değilim hakim bey…

Filmi için ilhamını gençliğinde para kazanmak için ders verdiği zengin evinden aldığını söyleyen Bong Joon-ho, Parazit’i  “palyaçosuz bir komedi, kötü adamsız bir dram” olarak tarif ediyor. Parazit, Kore’de birbirinden çok derin ekonomik farklarla ayrılan sınıfların hikayesini, zenginliklerinin ucu bucağı olmayan Park ailesi ve “fasfakirdiler” denilecek bir sefalet içinde boğuşan Kim ailesi üzerinden veriyor.

Filmimiz, ana kahramanlarımız olan Kim ailesinin bodrum katındaki izbe evinde başlıyor, ailedeki herkes evde, çünkü işsiz. Kullandıkları internet bile komşularına ait, o da şifre koyunca kullanmaktan mahrum kalıyorlar, anneleri  What’s App kullanamayacak oluşunu epey dert edinirken, telefonlarının evin sadece banyosunda, klozetin yanında çekiyor olması da filmde bolca kullanılan metaforların en belirgini olarak ironik ve etkileyici bir resim halinde karşımıza çıkıyor. Burada ellerinden telefonu düşürmeyen iki kardeş, Kore gençliğinin birebir yansıması olarak betimlenmiş ; Uzakdoğu kültüründe (ve elbette dünya genelinde) cep telefonu bağımlılığı ve bundan kaynaklanan kazalar sonucu ölümler fazlasıyla yaygınlaşmış olduğundan, o pis tuvalette ve o klozetin dibinde resmedilmeleri yerinde bir gönderme.

Ailenin erkek çocuğu Kim Ki-woo’nun arkadaşı Min, bir gün evlerine hediye olarak dedesinin olan büyükçe bir manzara taşı getirir ve bu taşın, sahip olduğu aileye zenginlik getirdiğini söyler. Yurtdışına gidecek olan Min, Kim Ki-woo’dan kendisinin yerine Park ailesinin kızı Da-hye’ya İngilizce dersi vermesini, ancak bu şekilde hoşlandığı bu kız için gözünün arkada kalmayacağını belirtir.

Kim ailesinin fertleri gerçek kimliklerini, aile olduklarını saklayarak, birer birer zengin olan Park’ların hizmetine sırasıyla İngilizce öğretmeni (Kim Ki-woo) , resim öğretmeni (kız çocuk – Kim Ki-jung),  şöför (baba-Kim Ki-taek) ve hizmetçi (anne –Kim Chung-sook) olarak sızarlar.

Kore dendiğinde Amerika’yı anmadan olmaz elbette. Ve Amerika’nın girmiş olduğu hiçbir yerden hayır gelmediğini de… Park ailesi olabildiğince Batı, dahası Amerikan özentisi içinde yaşayan bir ailedir. Anne Park Yeon-kyo oğluna resim dersi verecek olan Kim Ki-jung’un ‘güya’ Illinoi Üniversitesi’nden (ABD’nin Illinois eyaletindeki bir devlet üniversitesi) mezun olmasını önemsiyor, Kim Ki-woo’ya ‘Kevin ‘diye hitap ediyor, Kim Ki-woo da kızkardeşi Kim Ki-jung’u ‘Jessica’ ismiyle lanse ediyor. Jessica sanat terapisi/sanat psikolojisi okumuşken, Kevin kızkardeşinin hazırladığı sahte diplomayla bu işe sahip oluyor. Baba ve annelerinin Park ailesine dahil olma sürecinde de hileli yolları kullanmaya devam ediyorlar. Zengin ailenin babası Park Dong-ik ‘in mevcut şoförünü ve yıllardır o evin hizmetçiliğini yapan kadını iftira ile işlerinden edip , kendilerini yerleştirmekte bir sakınca görmüyorlar. İhanetleri burada da bitmiyor, Kim Ki-woo, kendisini iş sahibi yapan arkadaşı  Min’in hoşlandığı evin kızı ile de yakınlaşmaya başlıyor.

Bu iki ailenin üç ortak özelliği var bence; birincisi kız ve erkek çocuklarından mevcut çekirdek aile olmaları, ikincisi güç, zenginlik, konfor alanı elde ettikten sonra benimsedikleri kibirli ve özenti yaşamları ve son olarak da yönetmenin filmin başlangıcında bize alt metinde “parazit kim?” diye sordurttuğu sorunun cevabının karşılığı olmaları.

Bong Joon-ho’nun, sinemasının temelini oluşturan “sınıf meselesi”ni dert edinmesini ve bunu anlatmaya devam edişini takdirle karşılıyorum. Filmlerinde genel anlamda kurduğu sağlam rejisini, Parazit’te de sergilerken, mekan kurulumu ve sanat yönetimindeki şahane ambiyansı ile de güçlü bir burjuvazi eleştirisi sunuyor. Tüm bunların yanında filmi şaheser olarak adlandıramayışımın unsurları da mevcut ve bunu ne yazık ki  filmin eksi hanesine yazıyorum ;

“Çok zenginler, ama saflar/salaklar; çok fakirler, ama akıllılar” diye net bir şekilde ayrımı yapılmış aileler üzerine kurulan senaryonun çatışmasını oluşturan bu dinamikleri çoğu sahnede gözümüze kaba bir anlatımla sokması,  “fakirlerin hep pis bir kokusu olur” mottosunu finalinde tamamlatan mizanseni, yemek yapmayı bilmediği için “beceriksiz” diye adlandırılan anne modeli, oyunculuklarda kimi zaman abartıya kaçan mizansenlere müdahalesinin olmayışı ya da zaten bu şekilde tercih etmiş olması beni rahatsız etti.

Parazit, izleyiciyi komedi, gerilim, şiddet unsurlarının tümüne birden maruz bırakan, bunu da bazen kaba ve çiğ bir sinema diline başvurarak yapan, ama izlenmeyi hak eden, seyir zevki yüksek, teknik yetisi gayet kıvamında olan bir yapım. Şimdiden iyi seyirler…

Filmin fragmanı;

 

Filmin orijinal müziğini de şöyle bırakıveriyorum;

 

arzuardadeger@gmail.com

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  1. Gökhan Başkan dedi ki:

    Tam da yeni yazı nerede kaldı, diye soracakken. Bu hafta sonu izleyeceğim ben de filmi. Öncesinde yazınız, kalvaltı yapmadan önce içilen, uyku savar bir kahve gibi geldi.

    1. Arzu Arda Deger dedi ki:

      efenim ne mutlu bana o halde! İyi seyirler ,)